
Son Yolculuğun Sessiz Gerçeği ve Kalbimize Düşen Fısıltı
Hayatın Koşturmacasında Unuttuğumuz Hakikat
Köşe Yazısı: Levent AŞKAR
Gün geliyor, öyle bir telaşın içine düşüyoruz ki…
Sanki dünya hiç bitmeyecek, sanki nefesimiz hiç tükenmeyecek…
Koşuyoruz, biriktiriyoruz, hırslarımıza yenik düşüyoruz.
Oysa yaşam, en sessiz anlarında bize derinden bir gerçeği fısıldar:
Son duşumuz gasilhanede alınacak.
Son evimiz toprağın koynunda olacak.
Son aracımız bir cenaze aracı,
Son giysimiz bir kefenden ibaret kalacak.
Bu kadar sade, bu kadar yalın…
Ve çoğu zaman fark edemeyecek kadar derin bir gerçek.
Giderken Değil, Kalırken Biriktiriyoruz
Her birimiz, ömrümüzü bir şeyler biriktirmeye adıyoruz.
Para, eşya, makam, itibar, gösteriş…
Koştukça koşuyoruz, biriktirdikçe daha fazlasını istiyoruz.
Oysa bir gün, nefesimiz dua olup göğe karışacak.
Son kapımız kabre açılacak.
Ve ardımızda bıraktığımız hiçbir şey bize eşlik etmeyecek.
Biz gidince, o çok değer verdiğimiz koltuklar, o özenle sakladığımız eşyalar, o hırsla sahip olduğumuz her şey bizsiz kalacak.
Buna rağmen ömrümüzü çoğu zaman onların peşinde tüketiyoruz.
Ne büyük bir yanılsama…
“Telaş Etme” Diyor Hayat… Ama Duyan Kim?
Bir gün soluklarımız sayıldığında, bugünün telaşının hiçbir önemi kalmayacak.
Yanımıza ne malımızı, ne kariyerimizi, ne de dünya için çatıştığımız kırgınlıklarımızı alabileceğiz.
Bize eşlik edecek tek şey;
Bir gönülde bıraktığımız iyilik, bir yetimin duası, bir mazlumun tebessümü, bir kalpte bıraktığımız iz olacak.
Hayat her gün “telaş etme” der aslında…
Ama biz, o sesi duymadan yaşamaya devam ederiz.
Kalbinle Kazan, Dünya Zaten Geçecek
Bugün kırdığın kalbi onarmanın tam zamanıdır.
Sevdiklerine “iyisin ki varsın” demenin, affetmenin, helalleşmenin tam zamanıdır.
Çünkü “yarın” dediğimiz şey, göründüğü kadar yakın ve garantili değildir.
Hayatın en acı derslerinden biri bize bunu 6 Şubat 2023’te gösterdi.
Asrın Felaketi: Bir Gecede Değişen Hayatlar
O gece saat 04.17’de, Kahramanmaraş merkezli deprem sadece şehirleri değil, bir milletin kalbini de paramparça etti.
Bir anda sokaklar sustu, binalar çöktü, anneler evlatlarına, evlatlar babalarına ulaşamaz oldu.
Bir gün önce hayal kuran, iş planı yapan, evladını okula hazırlayan binlerce insan,
bir sabah uyanamadı…
O büyük acı bize şunu öğretti:
Yarın diye bir şey yoktu.
Yarın kimseye söz verilmiş değildi.
Yarın gelmeyebilirdi.
Deprem yalnızca binaları değil;
bizim “daha sonra söylerim”, “yarın ararım”,
“bir ara hallederim” dediğimiz her şeyi de yerle bir etti.
Ertelediğimiz sevgilerin, geciktirdiğimiz sarılmaların, söylenmeyen sözlerin ne kadar büyük bir yük olduğunu hep birlikte gördük.
Ve anladık ki; dünya hırslarının hiçbirinin bir anlamı yoktu.
Depremin Bıraktığı Büyük Ders
O kara günde öğrendik ki:
Biriktirdiğimiz eşyalar enkaz altında kalabiliyordu.
Hırsla peşinden koştuklarımız bir saniyede yok olabiliyordu.
Bir evin, bir hayatın, bir ömrün ne kadar kırılgan olduğunu hepimiz gördük.
Geriye kalanlar ise sadece şunlardı:
Bir sarılma…
Bir helalleşme…
Bir duanın sıcaklığı…
Bir iyilik…
Bir merhamet…
Hiçbiri enkaz altında kalmadı.
Deprem bize en derin hakikati öğretti:
Gerçek miras, kalplerde bıraktığımız izdir.
Son Söz: Hayat Geçer, İyilik Kalır
Dünya geçici; mal, mülk, makam gelip geçici…
Nefes emanet, ömür sınırlı…
Sonunda biliyoruz ki:
Giderken götürdüğümüz tek şey, iyiliklerimiz ve vicdanımızın huzurudur.
Gerisi bir gün, toprağın sessizliğinde kalacaktır.
