
53 Yaşına Bir Not: Yerinden Olsa da Yıkılmayan Bir Hayat
Bugün takvimler benim için bir rakamı daha geride bırakıyor.
53 yaşındayım.
Yaş almak yalnızca zamanın ilerlemesi değildir. Yaş almak; hayatın insana öğrettiklerini biriktirmesidir. Sevinçler, kayıplar, mücadeleler, yarım kalan hayaller ve tüm kırılmalara rağmen diri tutulan umutlar… Hepsi bu yaşın içindedir.
Bu topraklarda yaşamanın, hele ki Hatay’da ayakta kalmanın ne anlama geldiğini bilenlerdenim. Zor zamanlardan geçtik, hâlâ geçiyoruz. Ama insanı hayata bağlayan şey; içindeki direnç, inanç ve sorumluluk duygusudur.
53 yaş, geçmişe takılıp kalmadan; pişmanlıkları azaltıp, geleceği daha sade ama daha anlamlı kurma yaşıdır.
Daha az gürültü, daha çok hakikat.
Daha az acele, daha çok vicdan…

Şubat: Doğumla Yıkım Arasında
Şubat ayında doğdum.
Ama Şubat benim için yalnızca doğduğum ay değildir.
Şubat, güzel memleketimin yerle bir edildiği, yeryüzünden silinmiş gibi hissettiğimiz ayın da adıdır. Takvimde bir ay, hafızamda ise kapanmayan bir yaradır.
Bu ayda dostlarımı, arkadaşlarımı kaybettim.
Bu ayda umutlarımızı, geçmişimizi, yarım kalan hayatlarımızı toprağa verdik.
Bir şehirle birlikte çocukluğumuz, alışkanlıklarımız, seslerimiz de enkaz altında kaldı.
Ama Şubat bana şunu da öğretti: Yıkımın içinden yeniden ayağa kalkmayı… Kaybettiklerimizin ardından hayata biraz daha sıkı tutunmayı…
Bu yüzden Şubat benim için hem acıdır hem dirençtir.
Hem yas hem yeniden başlama iradesidir.
Ve belki de bu yüzden, bu ayda doğmuş olmak; vazgeçmemeyi, unutmamayı ve hatırlatmayı kendime görev bilmek demektir.

Antakya’dan İskenderun’a: Aynı Toprak, Başka Bir Hayat
Antakya’da doğdum.
Sokaklarında büyüdüm, sesini ezbere bildiğim bir şehirde hayata tutundum.
Depremden sonra kader beni İskenderun’a taşıdı. Aynı ilin sınırları içinde ama bambaşka bir yalnızlıkta… Doğduğum, büyüdüğüm şehirden; anılarımdan, dostlarımdan, alışkanlıklarımdan uzak olmak insanın içini sessizce acıtıyor. En çok da akşamüstleri… Bir sokak adı, bir koku, bir tanıdık ses insanın boğazını düğümlemeye yetiyor.
Ama şunu öğrendim: Yer değişir, hayat yerinden oynar; insanın duruşu değişmez.
Gazetecilik: Alkış İçin Değil, Hakikat İçin
Gazeteciyim.
Bu mesleği alkış almak için değil, doğru bildiğimi yazmak için yaptım. Zor zamanlarda susmamayı, haksızlık karşısında geri durmamayı kendime borç bildim. Bazen bedel ödedim, bazen yalnız kaldım; ama kalemimi kimseye eğmedim.
Deprem sadece binaları yıkmadı; hayatlarımızı, alışkanlıklarımızı, şehirlerimizi yerinden oynattı. Ama gazeteciliğin özü tam da burada başlar: Tanıklık etmek, unutturmamak ve gerçeği kayıt altına almak.
Ben hâlâ buradayım.
Yazmaya devam ediyorum.
Yaşananları görmezden gelmeden ama umudu da diri tutarak…

53 Yaş: Yorulmuş Ama Vazgeçmemiş Bir Yürek
53 yaş; yorulmuş ama vazgeçmemiş bir yüreğin yaşıdır.
Memleket hasretiyle, mücadeleyle ve sorumlulukla geçen yılların toplamıdır.
Bugün kendime şunu diliyorum:
Sağlıkla, onurla, kalemimle ve sözümle doğru bildiğimi söylemeye devam edebilmek.
Yarınlara, dünden biraz daha bilge, biraz daha sakin ama hâlâ cesur bakabilmek…
Ve hâlâ şuna inanıyorum:
Doğru söz, er ya da geç yerini bulur.
İyi ki doğdum.
İyi ki buradayım.
